17 Mart 2016 Perşembe

Konser: Lubomyr Melynk iksv

Onbeş gündür devam eden soğun algınlığı, baş ağrısı, burun tıkanıklığı, boğaz yanmasına aldırış etmeden konsere gittim.

Aslında hikaye şöyle başlıyor. İş yerinden erken çıkmayı planlıyordum. İşlerimi halledip, hızlıca eve gidip, üstümü başımı değiştirip, karnımı doyurup, hazır ve nazır bir şekilde konsere gitmek.

İşte ki hesap çarşıya uymadı. Biraz geç çıkınca, normal saatinde de değil, trafiğe kaldım. Beslenme çantamı yanıma alıp, iş kıyafetlerimle konser salonuna 1 önceden gittim.

Hava soğuk, yağmur çiselemekte.

İçim ısınsın diye iksv yokuşundan yukarı çıkıp, komün lokanta-cafede sıcak bir ezogelin çorbası içtim.

Kardeşim de bu gece yanımda.


Lubomyr Melynk konseri başlamasına, 15 dk kala iksv arka kapıdan giriş yaptık. Yerimiz üst kat balkon, henüz 8-10 kişi var. Direk sahneyi karşıdan gören cephe.

Konser  zamanında başladı sayılır.

Lubomyr Melynk, çevik adımlarla sahneye çıktı, seyircileri selamladı. İki kelamdan sonra başladı çalmaya, tahmin ediyordum, güzel olacağını fakat bu kadar güzel olacağını değil.

Besteleri arka arka gelmeye başladı. Parmaklar birbirine karışıyor. Lubomyr Melynk'in yüz ifadesi hala aklımda. Her parça arası anılardan, felsefesinden, hayattan bahsediyor.

Çok güzel bir program yapmış. Hem küçük aralarla, seyirciyi de yormuyor.

Tüm şarkıları çok hoştu. Fakat özellikle Butterfly'ı bir dinleyin.

Son konuşmasını yaptı, yani son arasını verdi.

Aralarda kendi devamlı çalma stilinden bahsetti, parmak hareketlerinden, hayattan, hayatın değişiminden, güzellikten, mutluluktan, piyanonun güzelliğinden.

Bir de önemli nokta Butterfly parçasının en iyi performansı olduğunu hissettiğinden bahsetti.

Konser bitti. Araca doğru yol alırken kardeşime şu dedim:

"Sen olmasaydın bu konsere gidemedim. Eğer ki bu konsere gidemeseydim çok şey kaçırırdım."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder